İşkence Altındayız // Güven Borça

guven borca

Geçen sene bu zamanlar, bir reklamcı arkadaşımı oldukça kilo vermiş gördüm. Garip olan, bu arkadaşın zaten düzenli spor yapan, kilosuna dikkat eden “fit” biri olduğuydu. İyice sıskalaştığını söylediğimde net bir şey demedi, lafı geveledi. Bu da garipti, çünkü bu adam  her şeyini planlayan, her yaptığında, her dediğinde, her giydiğinde akıl olan biriydi. Ünlü bir modacı kendisinin giyim tarzıyla ilgili olarak “bilinçli dağınıklık” türü bir laf etmişti. O yüzden, normal olarak bu kilo vermenin bir açıklaması ya da adı olmalıydı. Durumu garipsedim ve galiba “dünyevi hazlardan biraz uzaklaşmış guru” pozisyonuna oynuyor dedim kendi kendime. Kuru Guru.

Yine o günlerde bir tiyatro afişi gördüm. Ünlü bir tiyatro oyucumuz aşırı kilo vererek ve de bıyık bırakarak tanınmaz hale gelmişti. Garip olan, bu oyuncunun da hayatı boyunca normal, hatta ince görünümlü olduğuydu. Takip eden dönemde cemiyet haberlerinde çok sayıda tanınmış simanın, özellikle de elli yaş üstü erkeklerin küçüldüğüne tanık oldum. Koca koca adamların sanırım biraz da detoks-botoks desteğiyle çocuk gibi olmalarını ilgiyle izledim.

Evet, trend kendini belli etmişti. Sanat ve cemiyet hayatının ünlülerine de, mankenler gibi bir sıfır beden olma hevesi gelmişti. Sanatçıları ve ünlüleri bir dereceye kadar anladım ama takip eden örneklerde işin bizlere doğru gelmeye başladığını görünce panikledim. Yaz başında bir ev partisine katıldık. İnsanların bir kısmı arkadaşlarımız, bir kısmı da onların arkadaşları. Genel profil üniversite mezunu, gelir düzeyi iyi, bir yerlerde çalışan veya kendi işleri olan 30-35 yaş arası evli çiftler. Yani aralarında sanatçı, sporcu ünlü birileri yok. Normal insanlar. Ancak net tablo o ki, çoğu bir önceki seneye göre acayip kilo vermiş. Üstüne biri bana gelip kilo aldığımı söyleyince dumur oldum çünkü kilo filan aldığım yok ve kendimden memnunum ama demek ki artık o ortamda iri kalıyordum.

O günlerde katıldığım bir organizasyonda ünlü tasarımcılar ve iş adamları bir aradaydı. Arkadaşım espriyi patlattı; Hocam sıskalar tasarımcı, şişkolar iş adamı… Yine ilkbaharda katıldığım geniş kapsamlı bir iş toplantısındaki hanımların büyük çoğunluğunun diyet halinde olduğunu hayretle idrak ettim. Normalde zaten zayıf olan bu reklamcı, yönetici hanımlar “bikini” mevsiminin geldiğinden dem vurarak sıkı bir diyet muhabbetine giriştiler. Haliyle o gün hiç biri bir şey yemedi.

Sonra 2009 bikini sezonu geldi. Eskiden sosyete dergilerinde yer alan plaj resimleri bu sene gazetelere de sıçradı ve mayolu resmini görmediğimiz ünlü kalmadı. Hem de öyle sadece sanatçılar filan değil, normal insanların da her türlü detayını keşfettik. Son dönemde giderek gelişen “beach”ler halka açık bir sahneye dönüştü. Özellikle de yeni nesil dizi ünlüleri boy boy resimlerle sayfaları doldurmaya başladı. Bu trend hala devam ediyor. Ne yalan söyleyeyim, ben de kırk yıldır spor sayfasından başlayarak geriye doğru okuduğum Milliyet’i artık “Cafe” ekinden (dün genişleyerek Cadde oldu) başlayarak okumaya başladım. Demek ki böyle bir talep vardı ve basın da işin hakkını vermeye başlamıştı. Burada  (en azından bir pazarlamacı için) iş normal. 

Öte yandan iletişime dair okuduğumuz birçok yeni kitap da artık insanların kendilerini “gerçekleştirdiği” Maslow döneminden, kendilerini tasarladıkları yeni bir döneme girdiğimizi söylüyor. Yeni dönemde herkes kendini tasarlayarak markalaşma çabası içinde.

Peki pazarlamacı olarak adını koyabildiğimiz bu trendden erkekler olarak da memnun muyduk?  Cevabı benim yerime Müjde Ar verdi. Yine o dönemde yapılan bir ankette memleketin en seksi kadını seçilen hanımın yarı çıplak resmine bakıp “kemikleri sayılıyor” dedi ve göğüslerinin potansiyel büyüklüğü üzerine de eldeki ipuçlarına bakarak bir tahminde bulundu.

Peki o sıska hanımlar seksi mi? Bunun ölçüsü ne? İşte burada tartışılması gereken bir konu var. Örneğin modacılar kıyafetlerinin sıfır beden tahta modeller üzerinde daha iyi durduğunu düşünüyor olabilirler. Ya da, ne bileyim Michael Jackson’ın “This is it” filmindeki aşırı sıskalığı onun danslarını daha çekici hale getiriyor kuşkusuz. Ama bu onları seksi yapıyor mu? Yani izleyen insanlar o kişiyle seks yapma isteği duyuyor mu? Neyse, bu konular da kariyer sahibi bir pazarlamacıyı aşar. Aranızda tartışın.  

Ha, ben şişmanlığı sevmem. Fit kalmaya çalışırım. Lisede bu boya (1.80) geldiğimde 65 kiloydum. Hayatımın çoğunu 75 kilo civarında geçirdim. 35 yaşından sonra iki kez diyet yaptım. Birinde 88’den 77’ye, diğerinde 92’den 80’e düştüm.  Sonra baktım ki 80 veya altı bir kiloyu sürdürmem mümkün değil. Yani mümkün de o civarda durabilmek için yediğim yemek ile zihnim çalışmıyor, işimi yapamıyorum; Ciddi işkence çekmek gerek. O yüzden yaklaşık beş yıldır diyet yapmadan 85 civarında durmaya çalışıyorum. Düzenli spor yapıyorum. Belki de ön yargı bilemiyorum ama, mankenler gibi sıfır beden kalmaya çalışan bazı meslektaşlarımın kafasının eskisi gibi çalışmadığını düşünüyorum. Günde ortalama 4-6 saat toplantı, üstüne 50 km yol yapıp 100’den fazla e-posta okuyan bizim gibilerin o kadar az yiyerek işin hakkını vermeleri zor.  

Dün bu işi eşimle konuştum. Kendisi (çok şükür) kıvrımları olan bir kadın. Kilolu da değil. Ona Cadde ekinde resmi olan ünlü mimarı evvelsi gün Kanyon’da gördüğümü, böyle sopa gibi nasıl yaşadığını merak ettiğimi ve bu durumun sürdürülemezliğini anlattım. “Kendin yapamadığın için kıskanıyor musun?” dedi.  Sanmıyorum ama bunun kararını ben veremem.  Bu yazıyı kıskançlık sonucu yazdığımı söyleyenlere de itiraz etmem.  Ayrıca bir de doğası gereği kilo alamayan insanlar var. Babam sigarayı bırakana kadar 65 kilo altındaydı. Arkadaşım Cemal de bir deri bir kemik ama onlar zaten istese de yiyemeyenlerden.  Benim bahsettiğim yemeyi içmeyi sevip de işkence çekenler.

İki sene önce üç manken aşırı zayıflık nedeniyle arka arkaya hayatlarını kaybedince bu sıfır beden olma hali dünya moda endüstrisini karıştırdı. Vogue dergisinden başlayan tartışmalar sonucu bazı modacılar sıfır beden manken kullanmama kararı aldı. Dergilerde de yeni nesil ünlü oyuncu ve modellerin eskiler kadar sıska olmadıkları haberleri çıkıyor. Yani moda endüstrisi bile, kendince haklı (ticari) sebepleri olan bu sıfır beden ısrarından vazgeçecek gibi görünüyor. Ayrıca Michale Jackson’ın ölümünün sebebi de bu kadar sıska kalıp bunca ağır yükün (ve ilacın) altına girme arzusu olabilir.

Her neyse, cemiyet hayatımızda böyle bir durum var. Ben kendi adıma sürdürülebilir bulmuyorum. Sağlıklı da bulmuyorum, seksi de…

Hatta birçok meslektaşımın şu sıra işkence çektiği inancındayım. Bakalım ne kadar gidecek?

                                                                                                                              Güven Borça

Yorum yapın